Sevim Burak (1931-1983) öykü, roman, tiyatro oyunu ve mektup türünde yazdığı eserleriyle Türk edebiyatının en sıra dışı yazarlarındandır. Burak’ın metinlerindeki tematik derinlik, varoluşsal krizler, parçalı anlatım tarzı, özgün biçimsel uygulamalar, kimliğin ve aidiyetin sorgulanabildiği bir alan yaratır. Burak’ın metinlerinde kimlik ve aidiyet, sabit, gönüllü, kabullenilir, içselleştirilmiş olmaktan çok uzaktır. Onun için bu kavramlar, arayış, çatışma, sahte, boşluk, yersiz yurtsuzluk, parçalılık, kopuş anlamlarına gelir. Tüm bu kimlik ve aidiyet krizlerinin belki de en kompakt biçimde vücut bulduğu metinler Afrika Dansı ve Palyaço Ruşen kitaplarındaki küçürek öykülerdir. Çalışmanın amacı, sözü edilen kitaplarda yer alan on iki küçürek öyküyü “kimlik” ve “aidiyet” kavramları çerçevesinde incelemektir. Öyküler hem Burak’ın yaşamında büründüğü kimlik biçimlerinden hareketle hem de psikanaliz ve sosyoloji disiplininin imkânlarından yararlanılarak anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Çalışmada kimlik ve aidiyet biçimlerinin öne çıkanları şunlardır: bireysel, fiziksel, ailevi, mesleki, toplumsal, sınıfsal, otoriter, kültürel-dinî, azınlık/melez, değişken, ses ve mekân üzerinden tanımlanan, nesneleşmiş kimlik ve aidiyet. Bulgulardan bazıları şöyledir: Burak, klasik öykü yapısını ve dil kurallarını reddederek kişilerin parçalanmış kimliklerini yansıtır. Burak’ın kendi yaşamından da izler taşıyan azınlık olma durumu kimlik arayışını beraberinde getirir. Kişiler kimliklerini nesneler, mekânlar, sesler, anılar aracılığıyla inşa etmeye çalışırlar. Toplumsal normların dışında kalarak derin bir yabancılaşma yaşarlar. Bu durum onların aidiyet duygusunu zedelediği için iç dünyalarına, nesnelere ya da hatıralara sığınırlar. Aidiyet, dış dünyaya uyum sağlayamadıkları için kendi yarattıkları alanla sınırlıdır.